Çekingenliği Yenmenin Yolları

12.2.2017 21:47:41 BilgeDede
Çekingenliği Yenmenin Yolları" title=  
Sıkılgan, çekingen bir kimse, kendisinde bu hali hissettiği vakit ondan korkup kaçmamalı, tersine, onun üstüne yürümelidir. İnsanlardan, topluluklardan korkuyorsa, bunlardan kaçmamalı, tam tersine bunların arasına katılmalıdır. Bu onun çevreyle olan gizli savaşıdır. Bu savaşta kazanacağı en ufak bir zafer onu korkularından kurtarır, kendine karşı güven aşılar. Unutmamalıdır ki, bir kimse görünüşte ne kadar kusurlu olursa olsun, birtakım mânevi özellikleri, değerleri vardır ki bunların başkalarınca hayranlıkla karşılanması o kimseye kıvanç verir, böylece de aşağılık karmaşası yenilir, yavaş yavaş ortadan kalkar.

Diyebiliriz ki sıkılganlık bilinçle bilinçaltının gizli pençeleşmesinden başka bir şey değildir. Gerçekte bilinç bilinç altından kuvvetlidir ama, bilinçaltı bilinçten daha hilekârdır. Sıkılgan, çekingen bir kimse, bu durumundan kurtulmak istiyorsa kendini hilekâr bilinçaltının değil, güçlü bilincin ruh hizmetine vermelidir.

Aşağılık karmaşasının bir görüntüsü olan sıkılganlığı gidermek, hiç de öyle sanıldığı kadar zor bir iş değildir. Çok sıkılgan, çekingen bir kimse düşünelim. Yabancısı bulunduğu, kalabalık, hele resmi bir yere girerken kan-ter içinde kalır; ne yapacağını şaşırır; eli ayağına dolaşır. Bu neden ileri geliyor acaba? Elbette ki bilinçaltı bir duygudan, ya da alışkanlıktan ileri geliyor. O kimse, soğukkanlılıkla, yani bilincin, mantığın yol göstericiliğinde düşünecek olsa böyle yerlere girerken utanmanın, telâşın hiç de yeri, sebebi olmadığını hemen anlar. Buna kesin olarak kanaat getirirse artık iradesi kontrolü ele almış demektir. O zaman bu topluluktaki insanların da kendinden farklı olmadığını düşünür, başlangıçta gene biraz yürek çarpıntısı duysa bile, iradesinin gücü ile yapacağı tekrarlar sonunda içine engin bir güvenin yerleştiğini görür, huzura kavuşur. Kendine güven dünyadaki bütün başarıların en büyük yaratıcısı olduğu kadar, sıkılganlığın da en büyük, en şaşmaz düşmanıdır.

Bilinçaltı duygularımızla savaşırken daima şunu hatırımızda tutmalıyız: İmkân dahilinde olan bir şeyi
insanın yapamaması için hiçbir sebep yoktur. “Başkasının başarabildiğini ben neden başaramayayım? Benim başkalarından neyim eksik? Öyleyse, neden ben onlardan geride ve aşağıda kalayım?” düşüncesi bütün korkuları, ürküntüleri yenecek kadar kuvvetli bir mantıktır.

Sıkılganlığın en iyi giderilme çarelerinden biri de, bir insanın, aslında sıkılgan olmadığı düşüncesini kendi kendine aşılamasıdır. Kendine güvensizlik diye bir şey olmadığını, böyle bir güvensizliğin bir kuruntudan ibaret olduğunu benimsiyen bir kimse kısa zamanda dünyanın en cesaretli, en girişken insanları arasına girmeye hak kazanmış demektir.

Çocuklarımızı Çekingen Yapmayalım!

Bu savaşma, sıkılgan bir kimsenin kendi kendine yapacağı savaşmadır. Bizlere düşen ödev ise, çocuklarımızı sonradan böyle bir çabalama zorunda bırakmamak için, onları daha küçüklüklerinden beri sıkılgan, çekingen yetiştirmemeye çalışmaktır.

Bu konuda gözeteceğimiz başlıca noktalardan biri, yazının başında belirttiğimiz gibi, çocuklara küçük düşürücü, benliklerini kırıcı sözler söylememektir. Tersine, onlar kendilerinde bir kusur görüyorlarsa bunu unutturmaya, üzerinde durmamalarını sağlamaya çalışmalıyız. Yalan söyleyen bir çocuğu “Yalancı!” diye paylamak yerine: “Sen bunu düşünmeyerek söyledin besbelli. Ben seni bilirim, sen hiç yalan söylemezsin” gibi sözlerle düzeltme yoluna gitmeliyiz. Çünkü çocukta — hattâ büyüklerde— karşısındakilerin beklediğini yapmak eğilimi vardır. Bir çocuk: “Beni yalancı olarak bellediler, yalan söylememi bekliyorlar” diye düşünürse daha kolaylıkla yalan söyler. Buna karşılık, yalan söyleyeceğini ummadıklarını düşünürse, karşısındakiler kendisine değer verdikleri için, kazandığı bu değerli durumu kaybetmek istemez, yalan söylemekten kaçınır.

Bütün öteki durumlarda da böyledir: Kendisine aptallık kondurulan çocuk: “Ben aptalmışım” düşüncesine saplanarak, zihnini işletmekten vazgeçer. Beceriksizlikle suçlanan çocuk, gene böyle bir azarla karşılaşacağından korkarak, yapabileceği bir şeye bile yanaşmaktan çekinir.

Onun için, analar, babalar, bütün büyükler çocukları sıkılgan, çekingen olmaya zorlayacak davranışlarda bulunmamayı eğitimin ana temellerinden biri olarak önemle göz önünde bulundurmalıdırlar. Bu arada sıkılganlığa eğilimli çocukları varsa onu, özellikle, çevrenin, kalabalığın içine itmeli, korku duygularını sistemli şekilde, körletmeye çalışmalıdırlar.





SOSYAL MEDYA
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
12.000
Beğeni
Bilge Dede'de Yazar olabilirsiniz.

Yazar Girişi
Yazar Ol

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır